Biz ne kadar da özelleşmişsiz meğersem haberimiz yokmuş. Listeye bir baktım ki neler neler var. Örneğin bazıları şöyle ülkelere göre; Türk Telekom Arap'ın, Telsim İngiliz'in, Kuşadası Limanı İsrailli'nin, İzmir Limanı Hong Konglu'nun, Araç muayene işi Alman'ın, Başak Sigorta Fransız'ın, Adabank Kuveytli’nin, İETT Garajı Dubaili’nin, Avea Lübnanlı’nın, Petkim Ermeni'nin. Rakı Amerikalı’nın, Finansbank Yunanlı’nın, Oyakbank Hollandalı’nın, Denizbank Belçikalı’nın, Türkiye Finans Kuveytli’nin, TEB Fransız’ın. Ctibank İsrailli’nin, MNG Bank Lübnanlı’nın, Alternatif Bank Yunanlı’nın, Dışbank Hollandalı’nın, Şekerbank Kazak’ın, Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan’ın. Türkcell’in yarısı Finli'nin diğer yarısı Rus’un, Beymen’in yarısı Amerikalı’nın, Enerjisa’nın yarısı Avusturyalı’nın, Garanti’nin yarısı Amerikalı’nın, Eczacıbaşı İlaç Çek’in, İzocam Fransız’ın, TGRT(Fox) Amerikalı’nın, Demirdöküm Alman’ın, Döktaş Fransız'ın, Süper FM Kanadalı'nın, Bütün bu kurumlar bir zamanlar yerli sermaye idi gelinen noktada özelleştirme furyasıyla küresel dünyanın dalgaları ile dönüşüverdi.

 

Şimdi yenidünyada yeni enerji kaynaklarına yöneliniyor. Bu çağda herkesin bildiği üzere fosil yakıtlar azalıyor ve yerine başka enerji kaynakları geçecek. Bunlardan bir tanesi de Bor madeni. Yanma oranı yüksek verimli enerjisiyle geleceğe göz kırpıyor. Dünya rezervinin yaklaşık yüzde 70’inin Türkiye’de olduğu bor madeniyle çalışan araba üretildiği ortaya günbe gün çıktı artık. Bu alanda patenti alınmış yaklaşık 600 tane proje bulunuyor. Amerikan Millenium Cell (MC) ve stratejik ortağı Daimler–Chrysler (DC), seri üretime bile geçti. Ancak uluslararası güçler, bu teknolojileri ülkemizdeki ‘bor’ zenginliğine egemen olmak için Türkiye’den kaçırıyor. Aksiyon dergisinde yayımlanan habere göre, konuyla ilgili gelişmelerden biri Scientific Amerikan dergisinin Mayıs 2002 sayısında yayımlandı. “Düşünülebilecek en temiz yakıt” başlığıyla verilen haberde, kimyager Steven Amendola’nın Ford Explorer model otomobili bor bileşiklerinden elde edilen yakıtla çalıştırdığı anlatılıyor. ABD'li kimyager Amendola’ya göre, sodyum bor hidritle çalışan otomobilin hem menzili iki katına çıkıyor, hem patlama ihtimali olmadığı için tam güvenli oluyor, hem çevre kirliliği olmuyor, hem de yakıt kullanıldıktan sonra tekrar değerlendirilebiliyor. Benzinle çalışan otomobillerde yakıtı depolama sorunu olduğu için menzili düşüyor. Borla çalışanlardaysa bu sorun ortadan kalkıyor. Araç, sodyum bor hidrit maddesi ile suyun oluşturduğu hidrojenin yakıt pillerine ulaşması ve açığa çıkan enerjinin mekanik enerjiye dönüşmesiyle yürüyor. Bor konusu özellikle son yıllarda Türkiye gündeminden hiç inmedi. Bilgisayardan silaha, nükleer teknolojiden akaryakıta kadar birçok alanda kullanılan bor, ister istemez birçok çevrenin ilgi odağı. Tartışmalar, bazı kişi ve güçlerin özelleştirme furyasını da arkalarına alarak, bu cazip ve stratejik madeni “iç etmek” istediğinden, uluslararası güçlerin Türkiye’yi bor konusunda baskı altına aldığına, boru devletin yeterli kârlılık ve verimlilikte kullanamadığına kadar uzanıyor. “Batılılar Türkiye’ye bor teknolojisinin gelmesini önledikleri gibi, o konudaki gelişmeleri de duyup, borun önemini kavramamızı istemiyorlar.” Dünya bor rezervinin yüzde 70’i Türkiye’de. Bizi yüzde 13’le ABD izliyor. Rezervlerini yıllar önce kullanmaya başlayan Amerika’nın, kendi topraklarından çıkarabileceği miktar gittikçe azalıyor. Bor zengini Türkiye ise bu potansiyelini ancak ham bor ürünü satarak değerlendirebiliyor. Mamul bor ürünleri üretebilmek için gerekli teknoloji Türkiye’de yok. Çünkü Batılı ülkeler bor teknolojisini bize vermeyi hep reddediyor. Ham cevher olarak adeta sudan ve kumdan ucuza sattığımız bor, bize pahalı ithal ürünler olarak geri dönüyor. Asıl değeri 9 trilyon dolar olan bor madenini Türkiye’de ki toplam potansiyelini kullanmak için ABD’ye 40 Milyon dolara vermenin konuşulduğu bu dönemlerde ne derece stratejik bir enerjinin nasıl iç edildiğini görüyoruz üzülerek.

 

Etiketler : Bor,Bor Madeni

“Abuzer”

25/11/2009

“Abuzer” 

Yaklaşık 12 yıldır, Gazetecilik, Yazarlık, Radyo, TV Yapımcılığı (Programcılığı, Seslendirme) Fotoğrafçılık alanlarında meslek icra ediyorum. Tüm bu işlerin dışında “hiçbir dönemde başka bir meslek icra etmedim”. Kimseyi haddime düşmeden yargılamadım, kimsenin işine dil uzatmadım, hep kendimle yarışarak, kendi yolumu katetmeye çalıştım. Belki de naçizane bir saygı edindiysem bundandır. Bugüne kadar Kayseri’de, Adana ve Mersin’de meslek içinde çalışmalar yaptım, Medya sektörünün içinde dört kulvarda koşarak, sayısız Makaleye, Habere, Radyo ve TV programına imza attım. Bu eforla, Mersin Medyasında Joker olabilmeyi başarabilmiş sayılı kişilerden birisi oldum. Mersin’de, mesleğin icrası konusunda bir hastalığı artık görmeden geçemeyeceğim. O kadar büyük bir sevgisizlik ve saygısızlık var ki, alabildiğine diz boyu. Gazetecilik eleştirisine girsen, mesleği icra edenin eleştirisine gidiyor iş, o zamanda senmisin beni kısa donla eleştirecek demeye varıyor(oysa hepsi o donu giydi, belkide donsuzlardı) ve kimse hazmedemiyor, dünün çocuğuna varıyor iş. Hatta ötesinde Mersin’de bu işi uzun süre icra edenler “Mersinin Sahibiyiz” edasına kapılıyorlar, arkasına da “Mersin’i medyasındaki dezenformasyonu kendilerinden sonraki kuşağa bağlıyorlar”, Baksen ! Diyene “DEYYUS”. Peki, kimden öğrendi bu çakma gazeteciler, her haberden sonra para almayı, rakı masalarında kalem kırmayı, inançlarını, değerlerini satmayı, nerden türedi bu parçalı basın yapısı bizmi yaptık,DEYYUS”. Arkasından ana, avrat sövüp de yüz yüze geldiğinizde, canım benim diyen siz değilmisiniz? Usta bir gazetecinin de dediği gibi“karı gibi dedikodu yapıyorlar” demek ki yaptığım ve yapacağım tespitler tescilli.

 

***

Son günler hareketli geçiyor, gözler mail kutularında, elbette kendine göre korkusu olanlarda var olacaktır da. Bunu korkusu olanlar düşünsün elbette. Mesleği icra ederken en büyük sermayenin “korkulacak bir yanlışının olmamasıdır” derim hep. Bunun rahatlığı 12 yıldır hep yüreğimde olmuştur, olmaya da devam edecektir. Ben 18’li yaşlardayken yazdığım makaleleri yayınlamak için, yaşça benden büyük ağabeylerimin resimleri ve adlarıyla yayınlatmaya çalışırdım. Gelinen noktada herkes rahatlıkla yazabiliyorsa, yazdırabiliyor da. Mersin’de ki Medya camiasında o kadar büyük bir sevgisizlik var ki, inanın burada yazmakla bitiremem. Bunla da kalsa keşke, iş kuyu kazmaya varana kadar gidiyor. Ama burada bazı ironi durumları irdelemeden geçemeyeceğim. Nasıl ki 3 gazeteci bir arada, dördüncü gazeteci bir başka gazeteciyi yerden yere vururken, dördüncü gazetecinin 3’ünden biriyle ertesi sabah şenşekrak muhabbetine tanık olmazsanız burada bir gariplik vardır. Bana demeyin asıl garaiplik sende diye, aynen böyledir hali vaziyet. Anormalliklerin normal olduğu Mersin Medyasında, normal olduğunuzda da yiyeceğiniz a normal yakıştırmalar vardır. Anormallikler sadece bununla mı kalsa, kalmaz efenim elbette. Saygı değer abimiz Polis emeklisidir. Ene yapsın adamcağız geçinemiyor? Gazetecilik, televizyonculuktan daha güzel, içine girilmesi, olmayan yeteneklerini en direk gösterebileceği daha kolay hangi meslek vardır ki? Eee Doktor olmak istese, Tıp Fakültesi okuyacak, Avukat’da olamaz, kim okuyacak onca sene Hukuk fakültesi? Aklınıza gelmiştir, yahu kardeşim gazetecilik yapmak isteyen herkes okulmu okuyacak? Elbette okumayacak, zaten bu mesleğin icrasına kişi “ben gazeteciyim” yakıştırmasıyla da yapamaz ki örneklerinden bellidir.

 

***

 

Birde başka bir “Vakayı Hayriye” var ki sormayın gitsin, O daha önceleri varlıklı yaşantısından eser kalmayan, tekstile uğraşmış, müdürlük yapmış yaşama tutunamamış, bir makalenin başlığını atmasını bile bilmeyen biri. Hatırı sayılır dostları tarafından, Meslek örgütü başkanına ricayla, bir şeyler yapmaya çalışan bir “ABUZER” ama Baykuş kadar gelişmiş bir versiyon değil elbette. Çünkü Gazeteciliği daha bilmiyor, olaylarla uğraşmaktan fikirlere gelemiyor. Rahmetli Babası TKP’ci olan kendisi Ulusalcı takılan “çakma gazeteciliğe” soyunan bu ABUZER, Baykuş menajerliğinde acemice işler yapmaya başladı, eli kulağında gardı düşmeye az kaldı. Bu seferlik saygı ve sevgi duyduğum birkaç büyüğüm tarafından, “tazminat davası açmaktan vazgeçtimama bu hakkımı saklıda tutmaya karar verdim delilleriyle. Sigara almaya parası olmayanları ayıplamam, ama “ayranı yok içmeye atla gider çeşmeye” türünden işler yapmaya çalışan ABUZER’in affedilme hakkıda çekirgeden azdır. Gelelim ABUZER’in sözde Müdür olduğu kuruma. Bir zamanlar SUN TV’de çalışırken, “sel felaketinde ki başarılı yayınlarımızdan ötürü” Belediye Sosyal tesislerinde organize edilen gecede ekipçe eğlenmiştik. O gecede garsonluk yapan(garsonluk yapmak ayıp değil bu arada), sonraları gazeteciliğe merak saran, gazetelerin köşelerinde makaleleri kopyalayıp, yamalı bohça misali yazı yazmaya çalışanların kurduğu,  gazetelerde çalışan “ABUZER” gibilerin “İntihal” ithamlarını bulundukları çatılarda aramaları yeridir. Biraz kafa yorsalar patronunun nereden “intihaller” yaptığını belki görecektir. Bilmezler kendileri o zamanları elbette, tüccarlık yaptıkları için, batmak üzere olan mallarını kurtarma derdinde oldukları için, şuan bulundukları düzey ve seviyeleri yerindedir. Sözde Müdür olan “ABUZER” yazdığı bir yazının bile arkasında durma cesaretini gösteremeyecek kadar siliksin. Tekzip konusundaki cehaletin ise acınacak halde, yaşın benden büyük olabilir ama önemli olan yaş değildir, o yaşa ne sığdırabildiğindir. Taşlar yerinden oynar bilirim, sanada bir stepne bulunur. Orada ki maceran dikiş tutmaz bilirim, serüvenin aşikârdır. Sana görünecek yol belli olduğu gibi.

 

“Tırnaklarımla kazıdığım, var olma mücadelesi verdiğim, eğilmeden, şerefimle sürdürdüğüm kimsenin kıçını yalamadan, şantaj yapmadan, sülük gibi ilişmeden, sürdürdüğüm onurlu meslek yaşantıma dil uzatmalarını da elbette hazmedemem. Kendini ispatlamanın yolu birileri üzerinden var olma mücadelesiyle olmaz”.


Etiketler : Abuzer,Mersin

Dersim İsyanı ve Popüler Siyaset

Alevi inanç ve kültürüne mensup yurttaşlar, CHP’li Onur Öymen’in sözlerinden sonra “AKP güdümlü medya” tarafından gündemin başına taşındılar. Eee öylesine spekülasyona, manipülasyona ve provokasyona açık bir cümle sarf ettiki kaş yapayım derken gözü kökten yerinden çıkardı. Aslında kabuk bağlamış bir yarayı kanattı.Bu konuya dönük birkaç haberide alıntılarla ilgili tarihlerdeki blog sayfamda(www.endercan.blogcu.com) ve Haberci Gazetesindeki köşemde ve İnternet sitesinde yayınladım. Konuya aslında bu kadar kafa yormayacaktım ama anladım ki bir “abuzer” bu konuyu provoke etmeye niyet sarmış, ulusalcı naralarıyla, doğrular dünyasının yegâne cevheri olduğunu sanıp salvolarla kılıç sallıyormuş. Şimdi bu konuya kafa yoranları, itinayla alakayla okumaya ve kafa yormaya davet ederim.

 

Dersim, Osmanlı döneminde yüzyıllarca özerk, devlet otoritesinden yoksun yapısıyla yönetildi. Bu süreçte ilk isyan Tanzimat’ı kabul etmeyen Dersim’li aşiretlerin baş kaldırmasıyla, 1847 yılında çıkmıştır. Ancak bu isyan çok zorlanılmadan bastırılmıştır. Osmanlı tahakkümü güçlü bir şekilde sağlanabilmiştir. O sıralarda da Kafkasya'da Rus tehlikesine karşı yönetim doğuda ki gücünü Kafkasya’ya konuşlandırmış durumdaydı. Haydaran ve Demenan aşiretleri, plan kurarak ayaklanmanın çıkacağı zamanı iyi ayarlarlar ve 93 Harbi çıktığı zaman ayaklanmayı başlatırlar. Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasında Kafkasya'ya giden ordu ayaklanma arasında kalır. Uzun bir zaman süren çatışmalar sonucunda ordu uzun süre bölgede kalır, daha sonra ayaklanmadan kurtulan ordu, Kafkasya cephesine gider. Bu ayaklanma Dersim aşiretleri tarafından kazanılan ilk isyandır. 1907 yılında Şamuşaklı, Resikli, Koçuşağı ve Kureyşan aşiretleri isyan çıkarır ve kısa sürede bu isyan bastırılır. 1911 yılında bütün Dersim aşiretleri otoriteyi kabul etmeye başlar. Fakat buna sadece Haydaran aşireti boyun eğmez ve ayaklanma çıkarır. Ve bu ayaklanmayı tek başına sürdürerek başarılıda olur. Bu zafer diğer aşiretleri yeniden diriltir. 1914 yılında Kırgan ayaklanma çıkarır ve bu isyanda bastırılır. 1916 yılında Seyit Rıza'nında teşvikiyle bölgede ilk defa bağımsızlık için ayaklanma çıktı. Bu isyan sonucu Dersim bölgesi bağımsızlaşsa da kendini tam olarak gösterememiştir. Sonraki yıllarda Kürt'lerin bağımsızlık ayaklanmalarına katılmayan Dersim, 1937–1938 yıllarında Dersim İsyanı olarak yeniden ayaklandı. Bu isyanı Seyit Rıza gerçekleştirdi. Bu ayaklanma bastırıldıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti yönetimini kabul eden aşiretler bir daha ayaklanamamıştır günümüze kadar.

 

Dersim’i gören, gezen bir Gazeteci olarak o bölgenin insanın farklı, anlaşılması, görülmesi gereken kendine has, boyun eğmez, dik bir duruşu vardır. Tarihi boyunca özgünlüğünü ve özgürlüğünü koruma refleksi hep göstermiştir taki 1938 Dersim isyanına kadar. Zaten bugün Türkiye gündeminin göbeğine oturmasının nedenlerinden biride budur. Ancak görülen o ki, Dersim isyanı iki siyasi parti arasında özellikle (CHP-AKP) malzeme teşkil etmektedir. İktidarda bulunan AKP elindeki imkânlarla Türk Tarih Kurumu’nun arşivlerinde bulunan, Dersimle ilgili bilgi ve belgeleri kamuoyuna sızdırmaya başladı bile. Bunlardan bir tanesinde, Jandarma Umum Kumandanlığı'nın 1931 yılında Dersim'le ilgili tuttuğu rapor ortaya çıktı. Bu raporun o dönem kitap haline getirilip ve sadece 100 adet basılıp, bugün arşivlerden günışığına çıkmasının zamanlamasıda elbette manidardır. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin raflarında bulunan "Dersim" kitabında; aşiretlerin yapısı, hükümete yakın olanlar olmayanlar, devlet karşıtı aşiretlerin içlerine sızma yöntemleri ile Batı'ya göç ettirilen aşiretlerin listesine yer veriliyor. CHP'li Onur Öymen için “gereğini yapsın” diyen, sonra geri vitese bağlayan Kemal Kılıçdaroğlu'nun isyancı dedesinin Kureyşanlı Aşireti, Tekirdağ'ın Saray kazasına gönderiliyor. Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden 3 bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından çıkıyor. Elbette kanlı bir isyan söz konusu, Munzur nehrinin rengini değiştirecek kadar kanlar dökülüyor. İşte Meclis’te söylenen ve Türkiye gündemine düşen sözde burada patlıyor, “Dersim isyanında da analar ağladı ama kimse isyanı durduralım demedi”.Türkiye tarihi, ardı ardına felaketlerle ve bu felaketlerin yanında sürgün, tehcir ve tenkil gibi acı olaylarla doludur. Olayları meydana geldikleri dönemin öznel koşullarına ve özelliklerine göre değerlendirmenin gerçek bir tarih yorumu için ilk şart olduğunu unutmamamak gerek. Dersim isyanı çıkmadan 6 sene önce, 1925’de dönemin Diyarbakır Valisi olan Cemal Bardakçı bölgeyi çok iyi bildiği üzere bölgeye gönderilir ve bir rapor hazırlaması istenir. Gönül isterdi ki bu rapordaki teklifler kabul edilip uygulansaydı, kara şahinlerin teşvik ve tahrikiyle Dersime genel bir askeri harekât yapılmasaydı, hatalar görülseydi masum insanlar Dersim’de ölmeyeceği gibi 1937ve 1938 senelerinde olaylar yaşanmayacaktı. Olayları rapor eden dönemin Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı “1925 de ve 1937 dede malasef çok fena olaylar olduğunu, İsmet Paşaya da başkalarına da böyle yapmayalım dediğini ama dinletemediğini malasef sorunun çözülmediğini günün birinde tekrar ortaya çıkmasından korkarım” dediği belgeleriyle ortadaydı.

 

Her sistem kendi içinde tutarlı ve akılcıdır. Yeni bir devlet yapısına geçildiği dönemlerde, ayağa kalkmaya, devrimlerle omurgasını oluşturmaya çalışan yaşlı Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğmuş Cumhuriyet, elbette bu isyana izin vermeyecekti doğası gereği. Eğer bir devlet kuruyorsan, isyanlara boyun eğemezsin devlet otoritesine görede bu böyledir. İsyan edenin kanı nerde kalır bilemem ama isyanı bastırmaya çalışan hakim güç kendi kanını yerde bırakmaz nitekim öylede oldu. Son isyanda da Seyit Rıza idam edilerek Dersim isyanları şu zamana kadar söndürüldü.  Konuya adilane bakmak gerek, isyan eden bir etnik, yâda inançsal anlamda ortak değerlerden oluşan topluluk, kendi istediği yaşam ve yönetim tarzına göre idere edilmek istemleri, kurulan genç Cumhuriyet devleti tarafından kabul görmedi. Çünkü yapılmak istenen devlet otoritesine ters düşmektedir. İsyan söz konusuysa, bastırılması’da bir o kadar kendi içinde tutarlıdır, devlet bütünlüğünü koruma refleksini doğal olarak gösterecektir. Bu Dünya’da ki bütün devletlerin genetik refleksidir.

 

Ancak söz konusu olan isyanın bastırılmasındaki yöntemlerse işte o zaman durmak gerek. Kimi kaynaklara göre Dersim isyanının bastırılmasında kullanılan yöntemler: zehirleme yönteminin kullanılmasından tutunda, zaza kadınlarına varan tacizlere, masum insanların kuyulara atılmasına kadar uzanır. Yani tartışmaya açıktır aslında konu. Tutucu kesimler tarafından kas katı kesilen noktada burasıdır. Böylesine insanlık dışı bir yöntemin söz konusu olamayacağını kestirip atmakta sorunu çözemeyeceğine göre, arşivlerden ve birincil kaynaklardan faydalanılarak konuya açıklık getirilmesi tarihçilerin en önemli görevidir. Dersim coğrafyasında Aleviler, aslında Cumhuriyetin kuruluş yıllarında saltanatın yıkılmasında kendileri açısından kayda değer gördükleri önemli noktalarda vardır. Yavuz Sultan Selim'in Alevi katliamı ve Osmanlı’nın Alevilere bakışı aslında, Atatürk ‘ün kurduğu devrimlerle gerçekleşen Cumhuriyet’e sıcak bakmalarını da sağlamıştır. Atatürk ün, Alevilerden kurulacak olan Cumhuriyet’e destek almak için dönemin postişi Hünkâr Hacı Bektaşi Veliyi, Hacıbektaş’da postunda ziyaret ederek destek sözüde almıştır. Buradaki nüans aslında çok manidardır. Dersim coğrafyasının asi, isyankâr ruhunda var olan özgürlükçü yaşam tarzı kendi coğrafyasına has bir yapıdır. Anadolu’daki Türkmen Alevilerinde veya Anadolu Alevileri olarakta adlandırılabilecek aynı inanç gurubu, Dersim coğrafyasına bu anlamda benzer özellikler teşkil etmez. Bu farklılık bölgenin kendisine özgü nadirane bir haldir.

 

Onur Öymen, Dersim isyanı bastırılken elbette orada değildi yaşamadı, görmedi benim gibi ancak tarih sayfalarına yer etmiş bir isyanın analizini sağlıklı yapamamanın ötesinde politik olarak getirisini bilmediği bir düşeşe getirildiğini de söylemeden geçmeyeceğim. Öymen, bu sözü Meclis çatısı altında söyledikten sonra, Alevi’ler üzerinde yapılan bir araştırma sonuçları çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Strateji Geliştirme ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (Andy-Ar) 8 ilde, 2 bin 440 Alevi vatandaş ile yaptığı ankete katılanların yüzde 81,6'sı, terörle mücadele konusunda Dersim isyanını örnek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in istifasını istiyor. Bununla da kalınmıyor anketteki bir başka soruya verilen oransal cevaplar daha ilginç. "Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusuna ankete katılanların yüzde 6,3'ü CHP, 24,6'sı ise AKP diyor. Mustafa Sarıgül'ün liderliğindeki, Türkiye Değişim Hareketi'ne oy vereceklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 33,7. Ankete katılanların yüzde 71,3'ü de Hükümet'in Alevi çalıştayına destek veriyor. Elbette AKP Alevi sorunlarına bakışında samimi değildir, bunu anlamamak için aptal olmak gerek. Ancak yıllarca CHP’nin arka bahçesi, Cumhuriyetin bekçisi olarak görülen Alevilerin, böylesine hassas olduğu bir konuya dair sözler söylenmesi AKP’ye politik dolgu malzemesi olmasıda siyasetin doğal sonucudur.

 

Maraş’da, Sivas’da, Çorum’da, Aleviler katliamlara uğrarken hangi anlayışın hakim olduğunu bilmeyen yok olsa gerek. Bu kafaların bugün, Dersim avukatlığına soyunmalarıda çok normaldir. Ama burada unutulan ve gözden kaçırılan somut gerçekler var. Onur Öymen veya bir başka politikacı, hangi partiden olursa olsun, Alevilerin inancı gereği, omurgalarını oluşturan sarsılmaz temel inanç ve değerleri vardır. Bugünkü popüler siyaset gündeminde CHP’ye karşı oluşan reaksiyon sanılmasın ki, Başbakan’ın Alevilerin sırtını sıvazlayan sözlerinden ötürü AKP merkezine kaysın. Bu asla ve asla gerçekleşecek bir durum değildir. Bu oluşan reaksiyon Alevilerin, Laiklik, Demokrat, Eşit ve Özgür yurttaşlık temelli, Cumhuriyet değerlerini savunan Sol veya Sosyal Demokrat partiye yönelecektir ki, anket verileri de bunu doğruluyor. Kaldı ki ortalıkta kolgezen Fethullah Gülen’in Aleviler ve Tunceli’de yaşayan vatandaşlarla ilgili söyledikleride günbe gün ortadayken. İşte bu atmosferde herkes kartlarını açıyor, daha da açacaklar.

 

Tamda bu noktada İran’ı hatırlamakta fayda var, ne olmuştu İran’da? Sosyalistlerle, Humeyniciler bir olup Şah yanlılarını devirmişlerdi iktidardan, sonrada Humeyniciler Sosyalistleri kılıçtan geçirmişlerdi, yol ortada.

 

enderkayihan@gmail.com


Etiketler : Dersim,İsyan,PopülerSiyaset

ABUZER

20/11/2009

 

Daha önce “1931. Jandarma’nın Dersim Raporu ve Alevileri ayağa kaldıran teoriler” başlıklı makaleler yayınlamıştım blog sayfamda. Şimdi bir aklıevvel bir haber sitesininde sözde müdürü olan (Künyesinde adı geçmeyen sözde Müdür) bir vatandaş Abuzer bir yazı kaleme almış güya maden bulmuş akıllı zat.


Ne diyor peki yazısında bir bakalım. Artık iddiasına göre ne yazmışsak bayağı dikkatini çekmişim çekmekle kalmamışım bu kişinin, kayda değer alıp araştırmada yapmış onada sağolsun zahmet buyurmuş kendisi. Alevileri Ayağa Kaldıran Teoriler ve 1931 Jandarma’nın Dersim Raporu adlı yorum haberleri bloğumda yer vermeme, aklıevvel Abuzer bana ait makale muamelesi yapıp "maden bulduğunu" sanarak kaynak göstermeden yayınlandığını söyleyerek telif savunuculuğuna soyunmuş. Ve sonunda da "intihal" yani hırsızlık yaptığımı iddia etmiş.


Bu iddia, bir kere hukuken suçtur bunu ıspatlamakda gerek(Bana ait olduğunu söylemediğim halde benim dediğimi kaleme aldığımı iddia etmek) madem böyle bir şey yapmışız sonuca bağlasana Abuzer, kaynağını bulduysan kaynağa desene, efenim sizin el emeği, göz nuru haberiniz yâda fikir yazınız, Mersindeki bir gazeteci tarafından çalınmış desene işi oraya bağlasaydın.


Bu “1931. Jandarma’nın Dersim Raporu ve Alevileri ayağa kaldıran teoriler” başlıklı iki haberde ilgili ulusal gazetelerin birçoğunda yayınlandı sayısız haber sitesinde, TV kanalında, gazetede da haber oldu. Bende bunu bloğumun ilgili bölümüne taşıdım ve paylaşım amaçlı emaille listeye gönderdim. İki haberin içerisinde ilgili haberi yapan yayın kuruluşlarında adı geçmesine rağmen maden bulduğunu sanan akıllı haberin tamamını okumadan donkişotluğa soyunuyor ve intihalle itham ediyor. Güya bunu yapanda usta gazeteciliğinden dem vurmaz yaşıda benden büyük birisi. Sonra gardını sağlam almış olacak ki Selahattin Akkuş’la ilgili ortalıkta kol gezen bir dizi haberin kaynağını bana bağlıyor. Bunun kaynağını da Selahattin Akkuşa bağlıyor. Pes doğrusu[) Telefonla kendisine dönüp bilgilendirdim, hoş bu tarafa dönme işi “basın meslek etik kuralları” içersinde ve “basın meslek sorumluluk bilgirgesindede” geçer. Ama Bizim Abuzer ustadır taviz vermez. Konuşmadan sonra özür dileyerek ve düzeltme yaparak aynı iddiaları taşıyan makalenin altına not düşüyor “yok bende belge ve somut delil yok sadece bilgi var onuda Selahattin Akkuştan duydum öyle yazdım özür dilerim diyip kapatıyor”.


Yazık sadece yazık demekten başka bir şey diyesim gelmiyor, üzülüyorum bir yandan da acıyorum. Bir insan bu kadar kendini rezil edermi anlamadan, dinlemeden, kovuşturmadan, analiz etmeden böylesine balıklama atlamak çok acemice bir durumun düştüğü haldir. Biraz sorsan, varsa kafan ? kollarının arasına alıp bir dinlendirsen sorsan kendine. İşin gücün insanları sınıflandırmak mı? Sen şusun, busun diye. Sendemi yerini aldın diyecek kadar kategorize etme hastalığını, fikri, zikri kör kuyularında demek saklıyormuş ki kusuyorsun. Böyle yazılar yazmayı sevmediğini söyleyen hürmet edilecek bir yanı kalmayan eline, beline, kör diline sahip olamayanlar her zaman tökezlemeye ve hak ettikleri gibi yaşamaya elbette mahkûmdur. Kimin değirmenine su taşıdığını bilmeden “bok madeni bulmuş” gibi balıklama atlarsan, değirmenine taşıdığın su bir gün üzerine bulaşan boklarıda temizlemeye yetmez, sana akıl verenin nerde olduğuna, senin o yer alanın durumu karşısında nerde olduğuna baksan iyi olur.


Etiketler : ABUZER,MERSİN

Strateji Geliştirme ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (Andy-Ar) 8 ilde 2 bin 440 Alevi vatandaş ile yaptığı ankete katılanların yüzde 81,6'sı, terörle mücadele konusunda Dersim isyanını örnek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in istifasını istiyor.

 

CHP'ye oy vereceklerini söyleyenlerin oranı ise AK Parti'nin gerisinde kaldı. "Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusuna ankete katılanların yüzde 6,3'ü CHP, 24,6'sı ise AK Parti diyor. Mustafa Sarıgül'ün liderliğindeki Türkiye Değişim Hareketi'ne oy vereceklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 33,7. Ankete katılanların yüzde 71,3'ü de Hükümet'in Alevi çalıştayına destek veriyor.

 

Andy-Ar'ın Tunceli, Elazığ, Tokat, Sivas, Erzincan, Çorum, Malatya ve Amasya'da 2 bin 440 Alevi vatandaşla yaptığı anketin sonuçları yayınlandı. Yüz yüze gerçekleştirilen ankette "CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in TBMM Genel Kurulu'nda Dersim olayları hakkında yaptığı konuşmadan dolayı CHP'den istifasını istiyor musunuz?" sorusuna; yüzde 81,6 oranında "Evet" oyu çıktı. Deneklerin yüzde 5,3'ü "Hayır", yüzde 13,1'de "Beni ilgilendirmez" cevabını verdi. "Öymen'in yaptığı konuşma parti tercihinizde CHP'ye karşı tutumunuzda olumsuz bir etki oluşturdu mu?" sorusuna yüzde 57,4 "Evet", yüzde 20,3 de "Hayır" oyu çıktı. Bu soruya "Fikrim yok" diyenlerin oranı ise yüzde 22,3'te kaldı.

 

Ankete katılan Aleviler, kendilerini temsil eden bir partinin olmadığı görüşünde. "Size göre Türkiye'de Alevileri temsil eden bir siyasi parti var mı?" sorusuna yüzde 17,6'sı "Evet", yüzde 65,9'u da "Hayır" cevabını veriyor. Alevilerin seçimle ilgili verdiği cevaplar şöyle:

 

"Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?"

TDH:  33,7

AK Parti 24,6

CHP 6,3

DTP 5,7

MHP 2,7

Kararsız 13,4

HÜKÜMETİN ALEVİ AÇILIMINA DESTEK YÜZDE 71,3

Hükümetin Alevi açılımı hakkındaki görüşleri sorulan deneklerin yüzde 71,3'ü açılıma destek veriyor. Yüzde 12,9'u kısmen desteklediğini, 15,8'i de desteklemediğini söylüyor. Alevi açılımına ilişkin sorulara deneklerin verdiği cevaplar ise şöyle:"Hükümetin Devlet Bakanı Faruk Çelik Başkanlığı'nda yürüttüğü 'Alevi çalıştayları' kapsamında gösterdiği performansı nasıl değerlendiriyorsunuz?"

Olumlu-Başarılı 64,1

Olumsuz-Başarısız 22,7

Fikrim yok  13,2

"Bu çalıştayların sonucunda Alevilerin sorunlarının büyük oranda çözüme kavuşacağına inanıyor musunuz?"

Evet, 47,5

Hayır, 28,4

Kısmen 16,6

Fikrim yok 7,5

"Hükümetin Alevi açılımında tarafsız ve uzlaşmacı bir tavır sergilediğine inanıyor musunuz?"

Evet, 48,9

Hayır, 39,5

Fikrim yok 11,6

"Alevi çalıştaylarının AK Parti'ye karşı tutumunuzda olumlu bir etkisi oldu mu?"

Evet, 52,3

Hayır, 35,6

Cevap yok 12,1


Etiketler : Aleviler,mersin

1931. Jandarma’nın Dersim raporu

 

Jandarma Umum Kumandanlığı'nın (Jandarma) 1931 yılında Dersim'le ilgili tuttuğu rapor ortaya çıktı. Rapordaki en dikkat çekici bölüm devletin bakış açısını ortaya koyması açısından Dersimliler'le ilgili tespitler: Jandarmanın 1931'de tuttuğu Dersim raporunda, "Kızılbaş, Sünni'yi sevmez, kin besler ona ezelden beri düşmandır" deniyor. Türklüğü telkin için 2 okul açılması öneriliyor.

 

Sabah Gazetesinin Haberine göre; Jandarma Umum Kumandanlığı'nın (Jandarma) 1931 yılında Dersim'le ilgili tuttuğu raporu ortaya çıkardı. Tutulan raporlar, bir kitap haline getirildi ve sadece 100 adet basıldı. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin raflarında bulunan "Dersim" kitabında; aşiret, aşiretlerin yapısı, hükümete yakın olanlar olmayanlar, devlet karşıtı aşiretlerin içlerine sızma yöntemleri ile Batı'ya göç ettirilen aşiretlerin listesine yer veriliyor.

 

KILIÇDAROĞLU'NUN AŞİRETİNE

Cumhuriyet döneminde, Dersim'de devlete karşı ayaklanan, kendi içlerinde işbirliği yapan aşiretlerin tümü sürgün ediliyor. Sürgünde Trakya ilk adres oluyor. CHP'li Onur Öymen için “gereğini yapsın” diyen partisinden Kemal Kılıçdaroğlu'nun isyancı dedesinin Kureyşanlı Aşireti, Tekirdağ'ın Saray kazasına gönderiliyor. Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden 3 bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından çıkıyor. Botanlı Aşireti Edirne (Uzunköprü), Koç Uşağı Aşireti ve Hozat Reisleri Balıkesir (Balya), Şadilli Aşireti Balıkesir ( Bandırma), İksor Aşiret Reisleri (Kırklareli), Balabanlı Aşiret Reisleri Çorlu'ya gönderiliyor.

 

KİM BU DERSİMLİLER

Rapordaki en dikkat çekici bölüm ise devletin bakış açısını ortaya koyması açısından Dersimliler'le ilgili tespitler: Konuştukları dil Zazacadır. Dersim kalabalık ve çok silahlıdır. Dersim'de silah toplamak gün ve ay işi değildir. İki sene işidir. Türk ve Türklüğü telkin etmek için iki mektep açılmalı. Hükümete karşı tamamıyla anarşiktir. Dersim hükümeti cumhuriyet için bir çıbandır. Dersimliler askerlik yapmazlar. Zaza kadını, Türkmen ve Yörük kadınları gibi cinsi temasa pek düşkündür. Türkmen kadını gibi evinin işlerini çevirir. Yavuz Sultan Selim'in gazabı olmasaydı bugün güzel Türkiyemiz'de tek bir Sünni'ye tesadüf etmek imkânı belki de mümkün olmayacaktı. Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cephesi Türklük'le aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık itikadıdır. Kızılbaş, Sünni Müslüman’ı sevmez. Kin besler, onun ezelden düşmanıdır. Kızılbaşları, yuvarlak kafası, geniş alnı basık yüzü ile gözlerinin daima akın yollarını, uzakları araştıran cevvaliyeti ile Türk neslinden ayrı bir nesle bağlamak güç bir iş olur.

Dersim; Türk, Faris, Asur, Ermeni, Arap gibi milletlerin tortularını almış bir mıntıkadır.

Ermenilik Dersim içinde şimale gittikçe kesafetini kaybetmiş ve ancak kasabalar ve onların yakınında barınıp taşamamış ve hiçbir zaman Dersim umum nüfusunun yüzde 20'sini aşamamıştır. Harbi umumiden sonra izlerini bırakarak ölmüştür.

 


Etiketler : Dersim,Mersin,siyaset,jandarma

.

18/11/2009

Ender Can KAYIHAN

Etiketler : Ender,Ender Can KAYIHAN

Alevileri ayağa kaldıran teoriler

Meçhul bir subayın, kirli eylem planında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in bilgisayarının da aralarında bulunduğu hard disklerden kurtardığını belirttiği belgeler gündeme damgasını vurdu.

 

Üçüncü ihbar mektubunun eklerinde yer alan belgeler, millete komplo belgesindeki 'Alevilere karşı kirli tezgâh projesi'nden vazgeçilmediğini gözler önüne seriyor. Önceki gün Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların yanı sıra Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı ve muhalefet liderlerine gönderilen yeni belgelerde, Alevilere yönelik fişlemeler dikkat çekiyor. 'Çorum İl Etüdü' adlı dosyada, il merkezi, ilçeler ve köylerdeki cemevleri ile dedelerin tek tek kayıt altına alındığı görülüyor. Tespit edilen cemevlerinin yanına 'dede var, dede yok' notları düşülmüş. Bazı Alevi dedelerinin telefon numaraları kayıt altına alınmış. Isparta’da yaşayan Alevi vatandaşların ise kılık kıyafetleri dahil sosyal hayattaki durumları raporlaştırılmış. Belgede Alevilerin kıyafetleri için "Genellikle pantolon etek giyerler, başörtüsü takmazlar." ifadeleri kullanılıyor. Dini yaşantıları konusunda "Namaz kılmazlar. Oruç tutmazlar." gibi ibareler yer alıyor. Fişlenen köylerdeki Alevi vatandaşlar şaşkınlıklarını ifade ederken, "Kafalarına göre yazmışlar." yorumunda bulundu.

 

Cemevlerini ve dedeleri tek tek fişlemişler

Ergenekon'un Alevi-Sünni çatışması oluşturmak için bazı Alevilere suikast planlaması iddianamelerde önemli yer tutuyor. Suikast planını gören Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız'ın 'Ölümümü gördüm' dediği basına yansıdı. Dursun Çiçek imzalı Eylem Planı, Alevilere yönelik kirli tezgah projesinden vazgeçilmediğini ispatlarken bir subayın gönderdiği 3. ihbar mektubunda yer alan belgeler, bu kesime yönelik hazırlıkların boyutlarını gözler önüne serdi. Aleviler, yaşadıkları illere hatta köylere kadar fişlenmiş. Isparta'da yaşayan Alevilerin giyim kuşamlarına kadar bilgi toplanmış. Belgede, "Kadın ve erkekler çağdaş giyimlidirler. Genellikle pantolon etek giyerler, başörtüsü takmazlar." deniliyor. Alevilerin dini yaşantıları hakkında "Namaz kılmazlar. Ramazan ayı içerisinde oruç tutmazlar. Muharrem ayında 12 gün oruç tutarlar. Orucun bitimini müteakip durumu iyi olanlar kurban keserler. Cenaze namazına kadınlar katılmaz." ibareleri yer alıyor.'Çorum İl Etüdü' adlı dosyanın 57–58. sayfalarında 'Çorum ilinde hatırı sayılır kişiler ile cemevlerinin durumu' başlıklı kısımda il merkezi, ilçeler ve köylerdeki cemevleri ve dedelerin tek tek kayıt altına alındığı görülüyor. Tespit edilen cemevlerinin yanına 'dede var, dede yok' deniliyor. Bazı dedelerin telefon numaraları da yazılmış. Cemevi olan köyler tek tek tespit edilip şöyle sıralanmış: "Akçaköy, Büyüksöğütözü, Dölderesi, Haydar, Karatepe, Akpınar, Büyükcamili, Büyükeşlik, Kayabüget, Koçhisar, Yenice, Çelebibağı, İmat, Karamahmut, Harhar, Kargın, Eskiyapar, İsahacı, Kılavuz, Koyunoğlu, Külah, Küre, Mazıbaşı." Diğer fişleme bilgileri ise şöyle:

 

Belgelerde 'Çorum' klasörünün içinde 'Çorum il etüdü' adlı klasörün 56. sayfasında 'Etnik yapı' başlığı altında Alevi köyleri hassas köyler olarak veriliyor. Belgede, "Bölge halkı, Türk ve Müslüman'dır. Hassas köyler olarak 27 Sünni-Alevi, 39 Alevi, 168 Sünni ve Türkçe konuşan, 18 Alevi ve Kürtçe konuşan, 4 Kürtçe konuşan köy olmak üzere toplam 256 köy bulunmaktadır." ifadesi yer alıyor. Fişlenen köylerdeki Alevi vatandaşları ise şaşkın. Belgelerde ismi geçen Kalecik köyünün eski muhtarı Zülal P., "Benim bir oğlum polis, bir oğlum subaydır. Bu vatana hiçbir saygısızlığımız olmamıştır. Vatanımız, bayrağımız, askerimiz her şeyimizdir. Kimseden korkumuz yok. Kafalarına göre yazmışlar. Biz köyümüzden bile çıkmayız. Bizi kullanmak istiyorlar. Bu fişleme askeriye tarafından bizi tehlike olarak gördükleri için yapılmışsa çok ağırımıza gider." diye konuştu. Kargın köyünden fişlenen Hasan Hüseyin Ş.'nin kardeşi Sami Ş. ise, "Ağabeyim vefat etti. Ağabeyimin kimseye kötülüğü olmamıştır. Tuhaf bir durum. Bizim her şeyimiz ortadadır. Gizli kapaklı işimiz olmaz. Komutanlar, çavuşlar gidip gelirdi. Onlar da gizli bir şeyimiz olmadığını görürlerdi." dedi.

 

Dersim talimatı: Cumhuriyet'e isyan edenin sonu idamdır

Fişleme belgelerinde CHP'li Onur Öy-men'in Meclis'teki konuşmasıyla gündeme gelen Dersim'le ilgili ilginç bir ayrıntı yer alıyor. Askerlere 'Dersim 1937' kitabının TSK personeline okutulması emrediliyor. 'Isparta' adlı klasörde 'Dersim 1937 Analizi' ve 'Dersim 1937 Kitap Özeti' şeklinde iki dosya bulunuyor. Analizi yapanın kitap hakkındaki genel kanaati şu şekilde verilmiş: "Kitap; emperyalist güçlerin ağalar ve seyitler aracılığı ile cahil, fakir, Kürt kökenli ve Alevi vatandaşları kullandıklarını, karşımıza sürekli tehditler çıkardıklarını, ulus devlet bilincinin aşındırıldığını, etnik farklılıkları çatışmaya sevk etme gayretleri ve ülkemizde potansiyel krizlerin oluşması yönünde politikalarının mevcut olduğunu açıklamıştır. Bu güçlerle mücadelede Türk milleti olarak, birlik ve beraberliğimizin büyük önem taşıdığı anlatılmakta olup, başta Bilgi Destek kadrolarında bulunan personel olmak üzere, tüm TSK personeli tarafından okunmasının ve kütüphanelerinde bulundurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir." Bilgi notlarından biri şöyle bitiyor: "Türkiye Cumhuriyeti'ne isyan eden bölücülerin sonu idam cezasıdır."

Etiketler : aleviler,mersin,siyaset

Görmek ile bakmak arasındaki nüans !

Görünen o ki CHP kurmayları partilerini sarsan Dersim krizini ‘yoksa siz Atatürk’e karşı mısınız?’ mecrasına döküp iktidarı Alevileri ‘manipüle’ etmekle suçlayarak aşmaya çalışıyor. Öte yandan ‘basit bir konuşmaydı işte’ diyenler de var. Bu mudur yani?

 Onur Öymen’in 10 Kasım günü TBMM’de öngörüşmesi yapılan “demokratik açılım” tartışmalarıyla ilgili Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmanın yankıları sürüyor.

Olaya hemen tepki gösteren Alevi kuruluşları oldu. “Biraz gelişmeleri izleyelim bakalım” diye düşünenler de tepkilerin dinmek şöyle dursun, yurt çapında artarak devam etmesi üzerine tepkilere hak veren ve CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen’den “gereğini yapmasını” isteyen açıklamalar yapmak durumunda kaldılar. Bunlardan sonuncusu, CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Kılıçdaroğlu memleketi Tunceli’de basın mensuplarına yaptığı açıklamada Öymen’den “gereğini yapmasını” istedi.

 

Tuncelili (Dersim) olduğu bilinen Kılıçdaroğlu’nun suskunluğunu bozması CHP Genel Merkezi’ndeki havayı değiştirmeye yetmedi. Kılıçdaroğlu’na cevap, önce bir başka Genel Merkez yöneticisi Mustafa Özyürek’ten geldi. Özyürek açıkça Öymen’i ve tutumunu sahiplendi. Ardından Öymen de yaptığı açıklamalarda “Atatürk de mi yanlış yaptı?” diye sorarak tutumunu sürdürdü. Öymen ve CHP’ye yönelik tepkiler sürerken, dün (16 Kasım 2009) kanal 24 haber bültenine katılan Alevi gazeteci-yazar Cafer Solgun ve birçok protestocu Alevi derneği, “aslında gereğini yapması gereken Kemal Kılıçdaroğlu’dur” şeklinde konuştular.

 

CHP sözcülerinin yaptıkları açıklamalarda dikkat çeken iki yön var. Birincisi, “siz Atatürk’e de mi karşı çıkıyorsunuz?” şeklinde kendisini gösteriyor. Bu şekilde ortaya çıkan tepkileri “Atatürk’e karşı olmak veya Atatürk’ten yana olmak” mecrasına çekerek “dindirmek” istedikleri anlaşılıyor. Bu tavrı destekleyen diğer bir söylem de “Aleviler Atatürkçüdür, iktidar Alevileri tahrik ederek CHP ile arasını açmaya çalışıyor” şeklinde kendisini gösteriyor. Burada çok açık bir “çarpıtma” ve manipülasyon çabası göze çarpıyor. Bu tarz söylemlerle tepkilerin iktidar tarafından “manipüle” edildiği iddiasında bulunulurken, aslında hem Öymen’in sözlerinde açığa çıkan zihniyet gizlenmeye çalışılırken, hem de Aleviler “iradesiz” olmakla itham ediliyor… Alevilerin uzun süreden beridir ilk kez kendileriyle ilgili bir konuda bu denli net bir tutum içerisinde olmalarının CHP yöneticilerini “telaşlandırması” doğal karşılanmalı. Ancak “gereğini yapmak” yerine meseleyi çarpıtma gayreti içerisine girmeleri de bir o kadar kötü bir manipülasyon girişimi oluyor.

 

“Manipülasyon” konusunda CHP yöneticilerine bir destek de Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi’den geldi. Ekşi, bugünkü (17 Kasım 2009) “Manipülasyon” başlığını koyduğu yazısında Alevilerin iktidar tarafından manipüle edildiğini savunuyor. Ekşi yazısında Öymen’in Meclis tutanaklarındaki sözlerine yer verdikten sonra şöyle diyor: “Bu kadar basit bir konuşmanın bile anlamını bu kadar çarpıtan bir ortamda, kim hangi derdini kime, nasıl anlatacak?” Ekşi’nin “bu kadar basit bir konuşma” dediği konuşmayı biz de tutanaklarda yer verilen haliyle hatırlayalım: “Atatürk, Şeyh Sait’le müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti? (...) Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır. (...) Türkiye’nin istihbaratından yararlandı. Ve kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi.

Değerli arkadaşlarım, ‘Analar ağlamasın’ diyorlar. Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da ‘Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı?

 

Sırrı Sakık (Muş)- Sizin çocuklarınız nerede?

Onur Öymen (devamla)- Kimse çıkıp da ‘Analar ağlamasın. Biz Yunanlılarla anlaşalım’ dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi çıkıp da ‘Analar ağlamasın diye bu mücadeleyi durduralım’ dedi mi? Dünyada diyen var mı? (...) İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü terörle mücadele cesaretiniz yok.”

 

Türkiye’nin en önemli meselesinde “anaların ağlamaya devam etmesi” fikri üzerine kurulmuş bu konuşma, ne dersiniz, Oktay Ekşi’nin sandığı kadar “basit” midir?

CHP İl Başkanı Yılmaz Şanlı’nın, Genel Başkan Yardımcısı Kılıçdaroğlunun bile tepki gösterdiği bir olayı, toplumsal reaksiyonu okumadan açıklama yapması ve savunmasa bile, yanlış anlaşıldı ibaresini kullanması ne kadar doğru sizlerin takdirine bırakıyorum.


enderkayihan@gmail.com

Etiketler : endercan,siyaset,mersin,dersim

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın son yapılan toplantısında meclis üyeleri Başkan Şerafettin Aşut ve yönetimini eleştiri bombardımanına tuttu. Konuşan bütün Meclis Üyeleri yönetimin açık ve şeffaf bir tutum içinde olmadığını öne sürdüler.

Meclis toplantısında konuşan Şahin Öder, Nuh Yükselgüngör, Nesim Ekinci ve Mehmet Karabulut çeşitli eleştiriler getirdi.

 

“BU YÖNETİMİN BAŞARILI OLMA ŞANSI YOK”

 Meclisteki eleştiri yağmuruna Şahin Öder’de katıldı. Öder “ Benim anlayamadığım Hesapları İnceleme Komisyonu yapılan harcamaları inceliyorsa, neden bu mizanlar Hesapları İnceleme Komisyonu onaylamıyor da, onaylatılması için meclise geliyor. Burada birbirimizi kırmaya ve germeye gerek yok. Buraya proje üretmeye, mevcut projelere sahip olmaya geldik. Ben fuar komitesi başkanlığı yaparken bütün bilgileri sizlerle paylaşıyordum. Ama şimdi fuarlar iptal ediliyor ve bundan bizim haberimiz olmuyor. Doğalgaz petrol fuarı ile ilgili bir gazeteci soruyor ve biz buradan öğreniyoruz. MTSO yönetimi kendisine çok güveniyor ve projelerini meclise getirmediği için başarılı olma şansı yok.”şeklinde konuştu.

 

“AYRINTILI HESAP DÖKÜMÜ İSTİYORUZ”

 İlk söz alan Meclis Üyesi Nuh Yükselgüngör, daha önceki meclis toplantısında oda harcamaları konusunda detaylı bilgi istediğini fakat bunun verilmediğini belirterek “ Her zaman odaya galip bunu inceleyecek zamanımız yok. Hepimiz yoğun iş adamlarıyız. Adana Ticaret Odası üyelerine 20–25 sayfa hesap dökümünü ayrıntıları ile gönderiyor. Aynı şekilde İstanbul Ticaret Odası’da bu ayrıntılı hesap dökümü veriyor. Ayrıca Oda gazetesinin dağıtım şekline de karşıyım. “dedi.

 

“HESAPLAR KONUSUNDA ŞAİBE VAR”

Öte yandan söz alan Meclis Üyesi Nesim Ekinci “ Yönetimin dokunulmazlığı olamaz. Burada herkes mizanların detaylarını isteyebilir. Seçimden bu yana odada bir tek başlılık var. Hiçbir şey meclis üyeleri ile paylaşılmıyor. Mesela TOBB seçiminde bu durumu yaşadık. TOBB seçiminden önce başkanın 93 meclis üyesini bir raya getirip bir toplantı düzenlemiş olsaydı. Ankara’da daha etkili olurduk. Ama başkan Mersin’de ve ticaret odasında her şeyi tek başına götürmeye çalışıyor. Hiç kimseyle hiçbir şeyi paylaşmıyor. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası bugün tek başına hareket etmeseydi TOBB yönetiminde veya her hangi bir etkin görevde olunabilirdi. Bu hesaplar konusunda yıllardır bir şaibe var. Gezmeye gidiliyor, otel paraları ödeniyor gibi konuşmalar yapılıyor. Ayrıntılı verilecek detaylarda kim gitmiş, kaç kişi gitmiş, hangi otelde kalınmış,otel masrafı ne kadar gibi bilgileri istemek bizim en doğal hakkımızdır.”diye konuştu.

 

“BABAM HATA YAPSA SÖYLERİM”

Meclis Üyelerinin eleştirilerine tecrübeli Meclis Üyesi Mehmet Karabulut’da katıldı. Her dönemde eleştirilerini yapması ise bilinen Karabulut “ Babam da yanlış yapsa ona da yanlışını söylerim. MTSO Gazetesi yıllardır çıkıyor ve bu gazete aynı kişilerin resimleriyle haberleri çıkıyor. Sayın Başkan ve Murat Karteper’in resimleri mutlaka her gazetede var. Bu gazete komitelerin aldığı kararların çıkması gerekir. ‘ Uganda Baş Konsolosi Ziyaret etti ‘ deniliyor ama bu görüşme ile ilgili açıklama yapılmıyor. Üzerimize düşen görevi tam anlamı ile yapmalıyız.”dedi.


Etiketler : siyaset,mersin