Dersim İsyanı ve Popüler Siyaset
Alevi inanç ve kültürüne mensup yurttaşlar, CHP’li Onur Öymen’in sözlerinden sonra “AKP güdümlü medya” tarafından gündemin başına taşındılar. Eee öylesine spekülasyona, manipülasyona ve provokasyona açık bir cümle sarf ettiki kaş yapayım derken gözü kökten yerinden çıkardı. Aslında kabuk bağlamış bir yarayı kanattı.Bu konuya dönük birkaç haberide alıntılarla ilgili tarihlerdeki blog sayfamda(www.endercan.blogcu.com) ve Haberci Gazetesindeki köşemde ve İnternet sitesinde yayınladım. Konuya aslında bu kadar kafa yormayacaktım ama anladım ki bir “abuzer” bu konuyu provoke etmeye niyet sarmış, ulusalcı naralarıyla, doğrular dünyasının yegâne cevheri olduğunu sanıp salvolarla kılıç sallıyormuş. Şimdi bu konuya kafa yoranları, itinayla alakayla okumaya ve kafa yormaya davet ederim.
Dersim, Osmanlı döneminde yüzyıllarca özerk, devlet otoritesinden yoksun yapısıyla yönetildi. Bu süreçte ilk isyan Tanzimat’ı kabul etmeyen Dersim’li aşiretlerin baş kaldırmasıyla, 1847 yılında çıkmıştır. Ancak bu isyan çok zorlanılmadan bastırılmıştır. Osmanlı tahakkümü güçlü bir şekilde sağlanabilmiştir. O sıralarda da Kafkasya'da Rus tehlikesine karşı yönetim doğuda ki gücünü Kafkasya’ya konuşlandırmış durumdaydı. Haydaran ve Demenan aşiretleri, plan kurarak ayaklanmanın çıkacağı zamanı iyi ayarlarlar ve 93 Harbi çıktığı zaman ayaklanmayı başlatırlar. Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasında Kafkasya'ya giden ordu ayaklanma arasında kalır. Uzun bir zaman süren çatışmalar sonucunda ordu uzun süre bölgede kalır, daha sonra ayaklanmadan kurtulan ordu, Kafkasya cephesine gider. Bu ayaklanma Dersim aşiretleri tarafından kazanılan ilk isyandır. 1907 yılında Şamuşaklı, Resikli, Koçuşağı ve Kureyşan aşiretleri isyan çıkarır ve kısa sürede bu isyan bastırılır. 1911 yılında bütün Dersim aşiretleri otoriteyi kabul etmeye başlar. Fakat buna sadece Haydaran aşireti boyun eğmez ve ayaklanma çıkarır. Ve bu ayaklanmayı tek başına sürdürerek başarılıda olur. Bu zafer diğer aşiretleri yeniden diriltir. 1914 yılında Kırgan ayaklanma çıkarır ve bu isyanda bastırılır. 1916 yılında Seyit Rıza'nında teşvikiyle bölgede ilk defa bağımsızlık için ayaklanma çıktı. Bu isyan sonucu Dersim bölgesi bağımsızlaşsa da kendini tam olarak gösterememiştir. Sonraki yıllarda Kürt'lerin bağımsızlık ayaklanmalarına katılmayan Dersim, 1937–1938 yıllarında Dersim İsyanı olarak yeniden ayaklandı. Bu isyanı Seyit Rıza gerçekleştirdi. Bu ayaklanma bastırıldıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti yönetimini kabul eden aşiretler bir daha ayaklanamamıştır günümüze kadar.
Dersim’i gören, gezen bir Gazeteci olarak o bölgenin insanın farklı, anlaşılması, görülmesi gereken kendine has, boyun eğmez, dik bir duruşu vardır. Tarihi boyunca özgünlüğünü ve özgürlüğünü koruma refleksi hep göstermiştir taki 1938 Dersim isyanına kadar. Zaten bugün Türkiye gündeminin göbeğine oturmasının nedenlerinden biride budur. Ancak görülen o ki, Dersim isyanı iki siyasi parti arasında özellikle (CHP-AKP) malzeme teşkil etmektedir. İktidarda bulunan AKP elindeki imkânlarla Türk Tarih Kurumu’nun arşivlerinde bulunan, Dersimle ilgili bilgi ve belgeleri kamuoyuna sızdırmaya başladı bile. Bunlardan bir tanesinde, Jandarma Umum Kumandanlığı'nın 1931 yılında Dersim'le ilgili tuttuğu rapor ortaya çıktı. Bu raporun o dönem kitap haline getirilip ve sadece 100 adet basılıp, bugün arşivlerden günışığına çıkmasının zamanlamasıda elbette manidardır. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin raflarında bulunan "Dersim" kitabında; aşiretlerin yapısı, hükümete yakın olanlar olmayanlar, devlet karşıtı aşiretlerin içlerine sızma yöntemleri ile Batı'ya göç ettirilen aşiretlerin listesine yer veriliyor. CHP'li Onur Öymen için “gereğini yapsın” diyen, sonra geri vitese bağlayan Kemal Kılıçdaroğlu'nun isyancı dedesinin Kureyşanlı Aşireti, Tekirdağ'ın Saray kazasına gönderiliyor. Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden 3 bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından çıkıyor. Elbette kanlı bir isyan söz konusu, Munzur nehrinin rengini değiştirecek kadar kanlar dökülüyor. İşte Meclis’te söylenen ve Türkiye gündemine düşen sözde burada patlıyor, “Dersim isyanında da analar ağladı ama kimse isyanı durduralım demedi”.Türkiye tarihi, ardı ardına felaketlerle ve bu felaketlerin yanında sürgün, tehcir ve tenkil gibi acı olaylarla doludur. Olayları meydana geldikleri dönemin öznel koşullarına ve özelliklerine göre değerlendirmenin gerçek bir tarih yorumu için ilk şart olduğunu unutmamamak gerek. Dersim isyanı çıkmadan 6 sene önce, 1925’de dönemin Diyarbakır Valisi olan Cemal Bardakçı bölgeyi çok iyi bildiği üzere bölgeye gönderilir ve bir rapor hazırlaması istenir. Gönül isterdi ki bu rapordaki teklifler kabul edilip uygulansaydı, kara şahinlerin teşvik ve tahrikiyle Dersime genel bir askeri harekât yapılmasaydı, hatalar görülseydi masum insanlar Dersim’de ölmeyeceği gibi 1937ve 1938 senelerinde olaylar yaşanmayacaktı. Olayları rapor eden dönemin Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı “1925 de ve 1937 dede malasef çok fena olaylar olduğunu, İsmet Paşaya da başkalarına da böyle yapmayalım dediğini ama dinletemediğini malasef sorunun çözülmediğini günün birinde tekrar ortaya çıkmasından korkarım” dediği belgeleriyle ortadaydı.
Her sistem kendi içinde tutarlı ve akılcıdır. Yeni bir devlet yapısına geçildiği dönemlerde, ayağa kalkmaya, devrimlerle omurgasını oluşturmaya çalışan yaşlı Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğmuş Cumhuriyet, elbette bu isyana izin vermeyecekti doğası gereği. Eğer bir devlet kuruyorsan, isyanlara boyun eğemezsin devlet otoritesine görede bu böyledir. İsyan edenin kanı nerde kalır bilemem ama isyanı bastırmaya çalışan hakim güç kendi kanını yerde bırakmaz nitekim öylede oldu. Son isyanda da Seyit Rıza idam edilerek Dersim isyanları şu zamana kadar söndürüldü. Konuya adilane bakmak gerek, isyan eden bir etnik, yâda inançsal anlamda ortak değerlerden oluşan topluluk, kendi istediği yaşam ve yönetim tarzına göre idere edilmek istemleri, kurulan genç Cumhuriyet devleti tarafından kabul görmedi. Çünkü yapılmak istenen devlet otoritesine ters düşmektedir. İsyan söz konusuysa, bastırılması’da bir o kadar kendi içinde tutarlıdır, devlet bütünlüğünü koruma refleksini doğal olarak gösterecektir. Bu Dünya’da ki bütün devletlerin genetik refleksidir.
Ancak söz konusu olan isyanın bastırılmasındaki yöntemlerse işte o zaman durmak gerek. Kimi kaynaklara göre Dersim isyanının bastırılmasında kullanılan yöntemler: zehirleme yönteminin kullanılmasından tutunda, zaza kadınlarına varan tacizlere, masum insanların kuyulara atılmasına kadar uzanır. Yani tartışmaya açıktır aslında konu. Tutucu kesimler tarafından kas katı kesilen noktada burasıdır. Böylesine insanlık dışı bir yöntemin söz konusu olamayacağını kestirip atmakta sorunu çözemeyeceğine göre, arşivlerden ve birincil kaynaklardan faydalanılarak konuya açıklık getirilmesi tarihçilerin en önemli görevidir. Dersim coğrafyasında Aleviler, aslında Cumhuriyetin kuruluş yıllarında saltanatın yıkılmasında kendileri açısından kayda değer gördükleri önemli noktalarda vardır. Yavuz Sultan Selim'in Alevi katliamı ve Osmanlı’nın Alevilere bakışı aslında, Atatürk ‘ün kurduğu devrimlerle gerçekleşen Cumhuriyet’e sıcak bakmalarını da sağlamıştır. Atatürk ün, Alevilerden kurulacak olan Cumhuriyet’e destek almak için dönemin postişi Hünkâr Hacı Bektaşi Veliyi, Hacıbektaş’da postunda ziyaret ederek destek sözüde almıştır. Buradaki nüans aslında çok manidardır. Dersim coğrafyasının asi, isyankâr ruhunda var olan özgürlükçü yaşam tarzı kendi coğrafyasına has bir yapıdır. Anadolu’daki Türkmen Alevilerinde veya Anadolu Alevileri olarakta adlandırılabilecek aynı inanç gurubu, Dersim coğrafyasına bu anlamda benzer özellikler teşkil etmez. Bu farklılık bölgenin kendisine özgü nadirane bir haldir.
Onur Öymen, Dersim isyanı bastırılken elbette orada değildi yaşamadı, görmedi benim gibi ancak tarih sayfalarına yer etmiş bir isyanın analizini sağlıklı yapamamanın ötesinde politik olarak getirisini bilmediği bir düşeşe getirildiğini de söylemeden geçmeyeceğim. Öymen, bu sözü Meclis çatısı altında söyledikten sonra, Alevi’ler üzerinde yapılan bir araştırma sonuçları çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Strateji Geliştirme ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (Andy-Ar) 8 ilde, 2 bin 440 Alevi vatandaş ile yaptığı ankete katılanların yüzde 81,6'sı, terörle mücadele konusunda Dersim isyanını örnek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in istifasını istiyor. Bununla da kalınmıyor anketteki bir başka soruya verilen oransal cevaplar daha ilginç. "Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusuna ankete katılanların yüzde 6,3'ü CHP, 24,6'sı ise AKP diyor. Mustafa Sarıgül'ün liderliğindeki, Türkiye Değişim Hareketi'ne oy vereceklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 33,7. Ankete katılanların yüzde 71,3'ü de Hükümet'in Alevi çalıştayına destek veriyor. Elbette AKP Alevi sorunlarına bakışında samimi değildir, bunu anlamamak için aptal olmak gerek. Ancak yıllarca CHP’nin arka bahçesi, Cumhuriyetin bekçisi olarak görülen Alevilerin, böylesine hassas olduğu bir konuya dair sözler söylenmesi AKP’ye politik dolgu malzemesi olmasıda siyasetin doğal sonucudur.
Maraş’da, Sivas’da, Çorum’da, Aleviler katliamlara uğrarken hangi anlayışın hakim olduğunu bilmeyen yok olsa gerek. Bu kafaların bugün, Dersim avukatlığına soyunmalarıda çok normaldir. Ama burada unutulan ve gözden kaçırılan somut gerçekler var. Onur Öymen veya bir başka politikacı, hangi partiden olursa olsun, Alevilerin inancı gereği, omurgalarını oluşturan sarsılmaz temel inanç ve değerleri vardır. Bugünkü popüler siyaset gündeminde CHP’ye karşı oluşan reaksiyon sanılmasın ki, Başbakan’ın Alevilerin sırtını sıvazlayan sözlerinden ötürü AKP merkezine kaysın. Bu asla ve asla gerçekleşecek bir durum değildir. Bu oluşan reaksiyon Alevilerin, Laiklik, Demokrat, Eşit ve Özgür yurttaşlık temelli, Cumhuriyet değerlerini savunan Sol veya Sosyal Demokrat partiye yönelecektir ki, anket verileri de bunu doğruluyor. Kaldı ki ortalıkta kolgezen Fethullah Gülen’in Aleviler ve Tunceli’de yaşayan vatandaşlarla ilgili söyledikleride günbe gün ortadayken. İşte bu atmosferde herkes kartlarını açıyor, daha da açacaklar.
Tamda bu noktada İran’ı hatırlamakta fayda var, ne olmuştu İran’da? Sosyalistlerle, Humeyniciler bir olup Şah yanlılarını devirmişlerdi iktidardan, sonrada Humeyniciler Sosyalistleri kılıçtan geçirmişlerdi, yol ortada.
enderkayihan@gmail.com